Güzellik kelimesi ile bağlantılı iki temel kavram estetik ve kozmetiktir.

Estetik, Grekçe aisthetis sözcüğünden gelmektedir. Anlamı; duymak, algılamak demektir. Güzelliğin oluşturulması ve değerlendirilmesiyle ilgilenen felsefe dalıdır.

Kozmetik kelimesi, Türkçeye Fransızcadan geçmiştir. Bu kavramın kökeni de Grekçe cosmos yani kozmoz (düzen veya güzel- leştirme, çeki düzen verme) kelimesine dayanır. Buradan da yine Grekçe kosmein (güzelleştirmek, çeki düzen vermek) fiili ve kosmetikos kavramı türemiştir.

İnsanlar tarih boyunca güzelleşme adına birçok şey yaptı. İlk örnekleri, ilkel toplulukların yüzlerini bitkisel ve madensel boyalarla süslemeleridir. Kadınlar ilk çağlarda dahi bitkileri güzelleşmek için kullanmaya başlamışlardır.

Romalılar gözlerini büyük göstermek için Belladona bitkisini kullanmayı, görme duyularını zedeleme ihtimaline rağmen göze almışlardır.

Eski Mısır'da ise bazı erkeklerin ve kadınların göz kapaklarını boyamak için rastık kullandıklarını, Kleopatra'nın cildini beyazlatmak ve yumuşatmak için sütle yıkandığını, ilgili kaynaklarda görülmektedir.

antik-misirda-guzellik-ve-kozmetik

Hıristiyanlıktan binlerce yıl önce Babilliler ve Mısırlılar yağlı parfümler kullanmışlardır.  Bu anlamda parfümün icadının tam olarak Fransızlara ait olduğu iddiası doğru değildir. Eski Mısırlılar, banyolarına çeşitli kokular koyar, kil ile temizlik yapar, cilt kuruluğunu gidermek için vücutlarına güzel kokulu yağlarla masaj yaparlar.

Antik Yunan Tarihçisi Herodotos; Seytes kadınlarının servi ve sedir ağaçlarının odunu ile günlük odunu ezerek suyla karıştırıp bir macun hâline getirir ve bu karışımı yüzlerine sürerler. Bu sıvı ancak ertesi gün çıkarılır. Böylece bedenlerinde hoş bir koku kalır, ciltleri de yumuşaklık ve parlaklık kazanır. Yani Antik Yunan’da kadınlar ilk yüz maskelerini icat ettiler!

Aristoteles, Ksenephon gibi filozoflar zamanında, güzelliğe büyük önem verilir. Felsefede güzellik kavramından ve güzelliğin felsefesinden bir sonraki blog yazımda daha ayrıntılı bahsedeceğiz.

Orta Çağ'da Araplar Yunanlardan öğrendikleri gelenekleri geliştirerek Avrupa'ya aktarırlar. Araplar için kına, her zaman gözde bir saç boyası olmuştur ve hâlâ da öyledir. Saç boyalarını, yüzlerine sürdükleri ürünleri, banyoya konan tuvalet losyonlarını ve çeşitli parfüme benzer kokuları Avrupa, Araplar’dan öğrenirler.

Osmanlı döneminde ise güzellik uygulamaları hamam kültürü sayesinde ayrıntılı ritüellere dönüşerek artar.

osmanli-doneminde-guzellik-hamamlar

Osmanlı Döneminde sabun sektörü oldukça gelişir. Sabunlar saç temizliğinde kullanılırdı, ancak saçı sertleştirdiğinden yumuşatıcı olarak çeşitli bitki özleri(ebegümeci, hatmi çiçeği gibi) adeta saç kremi/maskesi niyetine tüketilir.

Hamam kültürüyle başlayan kese alışkanlığı vücuttaki ölü derilerin arındırılmasını sağlar ve kese kullanımı sonrası cildi nemlendirmek için bitkisel yağlardan faydalanılır.

Günümüzde de en favori içeriklerden olan gül suyu ve gül yağı bu dönemde kullanılmaya başlar. Gül suyu özellikle sarayda haremdeki kadınlar arasında popülerdir. Ayrıca sarayda en popüler olan kokular misk ve amber notalarıdır.

Osmanlı döneminde gül suyu kadar popüler bir diğer ürün ise limondur; limonun yara iyileştirici özelliği ve c vitamini deposu olması sebebiyle aydınlatıcı ve beyazlatıcı etkisi nedeniyle kullanılır.

Güzellik sektörü bir yandan moda endüstrisi gibi seneler içinde şekil değiştirir. 16. ve 17. yüzyılda beyazlatıcı kozmetikler ön plandayken 18. yüzyılda amaç olabildiğince genç görünmektir ve tüm çabalar yaşlanmayı geciktirme adına yoğunlaşır.

1800lu-yillarda-yaslanma-karsiti-uygulamalar

20. Yüzyıldan itibaren güzelleşme çabaları artık 18. Ve 19. YYda hızla yayılan sanayii devrimi sonrası ev yapımı malzemelerden, profesyonel malzemeler ve profesyonel destek için güzellik salonlarına taşınır.

19.YYda ayrıca korse kullanımı yaygınlaşır ve ince bel görünümü tutku halini alır.

20.YYda trendler çok daha hızlı değişmeye başlar. 1940lara dek kadınlarda ince bel modası yerini destekli sütyene bırakır. Korse kullanımı azalmaya başlar. Artık ince bel yerine atletik vücut yapısı ve sarışınlık moda olurken 1950lerde sadelik 1970lerde çok renkli makyajlar ve abartılı saçlar, 1980lerde ise hippie kültürü ile birlikte güzelliktede daha bohem bir tavır trend olur.

1990lar ve 2000lerden itibaren standart bir güzellik algısı günümüze dek dayatılmaya çalışılır. Her dönem farklı standartlar moda olsa da sunulan güzellik algısı belli bir tarif üzerinedir.

Günümüzde ise artık güzellik belli bir standartın olmadığı, her insanın kendi kanyakları ve potansiyeli dahilinde beklentilerine yönelik olarak tanımlayabileceği daha özgürlükçü ve bireysel bir çerçeveye oturmaktadır.

 

Bu gönderi Vionine Blog yazarlarından Çağla Çetin (@deyncare) tarafından Haziran 2021 tarihinde yazılmıştır.